“Almanya’nın Türkiye’nin değişen ve güçlenen konumunun farkına vardığı anlaşılıyor”

Prof. Dr. Osman Can Ünver, Almanya Federal Cumhuriyeti Şansölyesi Olaf Scholz’un Türkiye ziyaretini AA Analiz için kaleme aldı.

***

Almanya Federal Cumhuriyeti’nin yeni Başbakanı Olaf Scholz (SPD) 15 Mart 2022’de Türkiye’ye ziyaret gerçekleştirdi. Bu ziyaretin her ne kadar Rusya-Ukrayna Savaşı bağlamında Türkiye’nin üstlendiği rol nedeniyle yapılmış olduğu değerlendirilse de son yıllarda gerginliklerle anılan Türkiye-Almanya ilişkileri açısından önemli bir adım olduğu düşünülmektedir. Uzun süren Angela Merkel iktidarından sonra Scholz’un başbakanlığında kurulan Sosyal Demokrat, Yeşiller ve Hür Demokrat Parti koalisyon hükümetinin Türkiye ile daha olumlu ilişki arzu ettiği hususunda bir görüş bildirmek için henüz çok erken. Bununla birlikte Almanya Şansölyesi’nin Türkiye ziyareti önemli bir temas olarak değerlendirilmeli.

– Merkel dönemi Almanya-Türkiye ilişkileri

Angela Merkel’in, Fransa’nın eski Cumhurbaşkanı Sarkozy ile adeta el ele Türkiye’nin Avrupa’dan dışlanması için elinden geleni ardına koymadığı, AB’ye tam üyelik yerine uluslararası hukuka aykırı olarak “imtiyazlı ortaklık” gibi bir modeli önerdiği, Almanya’da giderek güçlenen Müslüman ve Türk nefreti sonucu büyüyen ırkçı şiddetle gerektiği şekilde mücadele etmediği, 2016’da Alman Meclisi’nde sözde Ermeni “soykırımı” kararının alınmasına sütre gerisinden destek olduğu, Türkiye karşıtı PKK ve FETÖ gibi terör örgütleri mensuplarına adeta kucak açtığı düşünülürse, iki ülke ilişkilerinin gerginliklerinden kimin sorumlu olduğu anlaşılır. Merkel, bu politik tutumuyla Türkiye ile olan ilişkilerin bozulmasına neden olmuştur.

Türkiye düşmanlığı veya daha hafif bir deyimle Türkiye aleyhtarlığının yegane müsebbibi, tabiatıyla Almanya’nın siyasi karar verme mekanizması veya Angela Merkel değildir. Alman kamuoyu, geçmişten gelen ve kolektif belleğe kazınmış olan “oryantalist” paradigmanın da etkisiyle körüklenen Türk ve Türkiye karşıtı algıdan etkilenmektedir. Alman medya organları, ülkemize karşı ülkede faaliyetlerine serbestçe devam eden terör örgütü mensuplarının “demokratik” ortamı da istismar ederek edindikleri yerli müttefikleriyle birlikte Türkiye’ye karşı algı oluşturma süreçlerini istekli bir şekilde desteklemektedir. Nitekim, 2008 yılından itibaren köpürtülen “Erdoğan aleyhtarlığı” zamanla Türkiye karşıtlığının metaforu haline getirilmiş, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan “tüm olumsuzlukları şahsında topladığı” düşünülen bir lider olarak Türkiye ile özdeşleştirilmiştir.

– Yeni hükümet ile “normalleşme” ne kadar mümkün?

İşte bu olumsuz ortamda göreve gelen yeni Alman hükümeti, önceki hükümetten farklı bir Türkiye politikası izleme arzusunda olsa bile bu değişiklik kolay olmayacaktır. Kaldı ki bu istikamette bir iradenin oluşması çok zordur. Koalisyon hükümetinin Yeşiller kanadı ve Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock, Türkiye konusunda mutlaka çekinceli bir tutum sergileyeceklerdir. Olaf Scholz’un Türkiye ziyareti bazı Alman gazetelerinde çekingen bir iyimserlikle karşılanmış olsa da, Spiegel dergisi son sayısında edebiyatçı Orhan Pamuk üzerinden Türkiye Cumhurbaşkanı’nı subliminal mesajlarla itibarsızlaştırma çabası sergilemiştir. Özellikle Rusya-Ukrayna çatışmasında Türkiye’nin aktif ve başarılı diplomasisine gösterilen ilgi Almanya’da isteksizce ve önemi tam olarak vurgulanmaksızın gösterilmiştir.

Tüm bu gelişmeler ışığında Olaf Scholz liderliğindeki koalisyon hükümetinin hızlı bir değişime en azından iç siyasal nedenlerle girişmeyeceği düşünülebilir. Bununla birlikte, son Antalya Diplomasi Forumu ve bu etkinliğin marjında yapılan üst düzey diplomatik temaslar Türkiye’nin bir merkez ülke olma keyfiyetini bir kez daha göstermiştir. Türkiye son yıllarda ayrıca Afrika’da ciddi bir faaliyet içine girmiş, bu coğrafya ile batılı devletlerin üslubundan ve amaçlarından farklı bir ilişki modeli oluşturmuştur. Yine son yıllarda sert gücünü milli hedefleri doğrultusunda geliştiren, teknolojik performansı ve sanayi sektörünü ihmal edilmekten kurtaran Türkiye’nin salgın ortamında bile kalkınmasını sürdürmesi Almanya’nın da dikkatini çekmiştir. Yakın geçmişte Volkswagen firmasının Türkiye’de yatırım yapmaktan vazgeçmesine rağmen, krizi fırsata çevirme becerisi olan Türkiye’nin yakın gelecekte doğrudan Alman yatırımlarını ülkemize çekme konusunda mesafe kazanacağı düşünülmektedir. Bu da esasen medyanın ve onu etkileyen belli çevrelerin arzusu hilafına bir “normalleşme” ortamının meydana gelmesini mümkün kılacaktır.

– Ziyareti ihtiyatlı bir iyimserlikle değerlendirmeli

Türkiye ile Almanya ilişkilerinin, diğer bazı ülkelerle olan ilişkilerden farklı bir nitelik taşıdığı bilinmektedir. Bu ilişkileri etkileyen en önemli unsur bu ülkede yaşayan ve sayısı 3 milyonu aşan Türkiye kökenli vatandaşlarımız ve onların Türkiye ile devam eden bağlarıdır. Almanya, liberal görünümüne rağmen ülkede yaşayan Türklere karşı asimilasyonu da içeren ikircikli bir tutum içerisinde olmuştur. Yıllardan beri devam eden suni “entegrasyon” tartışması sonuç olarak ülkede popülizmin artmasına neden olmuştur. Çünkü tartışmanın temelinde kültürcü ve ötekileştirici bir yaklaşım bulunmaktadır. Almanya’nın Türk toplumuna yönelik yeni, kapsayıcı ve hak temelli bir yaklaşımı benimsemesi, aynı zamanda da Almanya’daki Türk toplumunun iki ülke arasındaki münasebetlerin ağırlıklı bir unsuru olduğu hususunu içselleştirmesi ilişkilerin normalleşmesine katkı yapacaktır.

Tüm bu görüşler ışığında Şansölye Scholz’un Türkiye’ye yaptığı ziyaret ve Cumhurbaşkanımızla görüşmesi mevcut sorunlara rağmen olumlu bir adım olarak değerlendirilmeli. Almanya’nın Türkiye’nin değişen ve güçlenen konumunun farkına vardığı anlaşılmakta, bu durumun memnuniyetle karşılanması gerekmektedir. Ancak unutulmaması gereken en önemli husus, Alman müesses nizamının çok esnek bir tavır sergilemeyeceğidir. Yukarıda sözünü ettiğim tarihsel paradigmatik özellik, Türkiye konusunda Avrupa’da siyasetin yeterince “kıvrak” davranmasına müsaade etmemektedir. Hal böyle olunca, Scholz’un ziyaretini ihtiyatlı bir iyimserlikle karşılamak doğru olacaktır.

Atılan adımın kıymetinin önümüzdeki dönemdeki gelişmelerden daha iyi anlaşılacağı düşünülmektedir. Alman hükümetinin önceki koalisyon hükümetinden farklı olarak Türkiye’nin Avrupa Birliği ile tıkanmış ilişkilerini açacak bazı adımlar atması ikili ilişkilerdeki kasvetli havayı dağıtmaya kolaylıkla yetecektir. Ancak bu adımın Almanya ve AB tarafından da kolaylıkla atılabilmesini beklemek doğru değildir. Dolayısıyla yeni dönemde diplomatik yakınlaşmanın esas olacağı bir dizi yeni ilişki unsurunu devreye sokmak, ekonomik ilişkilere öncelik vermek ve ortak iradenin pekişmesine özen göstermek Türkiye açısından uygun bir tutum olacaktır.

***

[Prof. Dr. Osman Can Ünver, İstinye Üniversitesi Öğretim Üyesidir]

* Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansı’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.